20/01/2022

Kütahya Ekspres Gazetesi

Kütahya’nın gündemi dürüst haber kaynağı

DÖVİZE ENDEKSLİ MEVDUAT

Yeni ekonomik model ile belirlenen düşük faiz politikası ile birlikte, politika faiz oranlarında hızlı indirimler yapılmaya başlanmıştı. Bu durumun kurları yükseltici etkisi göz ardı edilmiş, hatta yapılan açıklamalar ile de bu duruma dikkat çekilmiş ve “kur ile ilgilenmiyoruz zira piyasa dengesini bulacaktır” denilmişti. Değersiz yerli para ve düşük faiz ile ihracat özendirilecek ve ithalat zorlaşacaktı. Cari açık kapanacak, dış ticaret fazlası oluşacak, üretim ve istihdam artacak dolayısı ile kur baskısı da azaldığı için enflasyon düşecekti.

Son faiz indiriminden sonra kurdaki aşırı ve yıkıcı hareketin sürdürülemez olduğu anlaşılmış olacak ki doğrudan müdahalelerle de bir yere varılamayınca “Dövize Endeksli Mevduat” adında yeni bir enstrüman piyasaya sunuldu.

Hep söylerim, enflasyon ile mücadelede Merkez Bankalarının en etkili silahı “FAİZ” dir. Fakat ülkemiz siyasetinde, açık ve kesin bir dilde bu silahın kullanılmayacağı belirtildiği için, ek tedbirlerin, farklı modellerin deneneceği ya da gündeme geleceği zaten beklenen bir durumdu. Dolayısıyla işler kötüye gitmeye başlayınca yeni finansal enstrümanımız hayatımıza girmiş oldu.

Yani, “paranızı TL mevduata yatırın, eğer ki döviz faizden daha fazla artarsa farkını hazineden ödeyeceğiz, ya da ihracatçı olarak, kur farkından dolayı kayıp yaşarsanız bu farkı da TCMB ödeyecek” denildi. Kısaca, TL tasarruf sahiplerinin, faiz gelirleri kurlardaki artıştan daha az olursa arada ki fark kişiye ödenecek ve ödenen tutar stopaj vergisinden muaf olacak. Eğer faiz, kurdan daha fazla kazanç sağlarsa bu kazanç zaten doğrudan elde etmiş olacak.

Hemen belirtmek isterim, TCMB ödemeleri para basmayı gerektirirken, hazine ödemeleri de vergi gelirlerinin aktarılmasına sebep olacağı için ya vergi artışı söz konusu olur ya da bütçe açığına sebep olur. Aslında bu durum, sunulan yeni enstrüman için bizim (mevduat sahibi olmayanlar…) ödeyeceğimiz bedel olarak karşımızda duruyor. Tabi Kur stabil ve faiz gelirleri altında tutulabilirse o zaman devletimiz için sorun olmaz. Fakat bu durumda sadece mevduat sahiplerinin negatif gelir elde etmelerine sebebiyet verir ki buda ileride döviz talebini yeniden artırıcı etki yaratabilir. Oynaklık devam ederse, bu noktadan sonra özelikle vade sonlarında kuru dengelemek adına Merkez Bankası doğrudan müdahaleleri daha da önemli hale gelebilir.

Önemli bir detay, bu yalnızca hane halkları yani gerçek kişiler için geçerli bir durum. Aslında yastık altı tasarruflar piyasaya kazandırılmak isteniyor olabilir ki bu çok normal ve olması arzu edilen bir durumdur. Ancak bu tasarrufların piyasaya kazındırılmasını sağlayacak bir mekanizmanın ortaya konulması öncelik olmalıdır. Yani belirsizlikleri ortadan kaldıracak uygulamalar ile yola devam edilmelidir. Neticede bu bir güven meselesidir. Açıkçası, vatandaşın elindeki dövizi bozdurup da sisteme dâhil olması belirsizlikleri ortadan kaldırmaktan geçiyor.

Bakınız yeni yıl ile birlikte kurdaki yükselme, ücret artışları vb sebepler ile enflasyonda da bir yükselme beklentisi hâkim. Ola ki beklentiler dâhilinde enflasyon yükseldi;

Bu durumda;

  • Mevduat faizleri enflasyon oranları altında kaldıkça tasarruf sahipleri döviz talep etmekten vazgeçerler mi?
  • %21,31 (Güncel Rakam) enflasyon karşılığında, kim %14 faiz getirisine razı olur?
  • Kurdaki yükselişi durdurduğumuzda ortaya enflasyon karşısında ezilmiş bir mevduat getirisi kalmayacak mı?

Özendirilen TL ye olan talep artışı beraberinde negatif kazançları da getirecek gibi duruyor. Bunun yanında, döviz talebi düşürülemez ve yüksek kur ile karşı karşıya kalırsak bu defa ödenecek bedel de büyük olacak ve hiper enflasyon olarak bize geri dönecek gibi görünüyor.

Bankalar(Devlet eliyle), TL mevduatlarda getiri, kur artışından az ise faiz ve kur arasındaki farkı tasarruf sahibine ödeyecek. Yani mevduatta, aslında faiz oranları kur’a endekslenmiş olacak.

Peki;

  • Bankalar topladığı mevduatları nasıl satacak? Yani, %14 ile mevduat toplayıp ya da Merkez Bankasından para alıyorken, aldıkları parayı kredi olarak satmaya gelince hangi faiz oranları kullanılacak?
  • Kurlarda artış olduğunu varsayarsak topladığı mevduattan daha düşük faiz ile kredi veremezler doğal olarak.
  • Bu şekilde bakarsak bu bir faiz artırımı olarak görünmüyor mu?

Anlaşılan bu durumdan, her iki olasılıkta da Bankalar karlı çıkıyor.

Her neyse;

Güzel bir haber de Bireysel Emeklilik sisteminde devlet katkısının %30 olarak yukarı revize edilmesi oldu. Bu tip fonlar ile pek çok devletin toplanan paraların doğru değerlendirilmesi ile ekonomik fayda sağladığını biliyoruz. Kesinlikle pozitif ve bu sistemin özendirilmesi adına önemli bir adım olmuş.

Şirketlerin yapacağı temettü ödemeleri üzerindeki stopaj %10 a düşürülmüş. Ayrıca, Yatırım ve fon kazançları kurumlar vergisinden istisna olmasına karşılık diğer fon kar payları istisna dışındaydı bu fark da giderilmiş. Özellikle daha uzun vade yatırımı özendireceğini düşündüğüm için bu da pozitif bir adım olmuş.

Yastık altında 280 milyar dolar değerinde 5 ton altın olduğu biliniyor ve bu tasarrufların piyasaya kazandırılması amaçlanıyor. Şimdi, işin psikolojik boyutu da çok önemli bence…

Faizden sakınanlar, Tu-ka-ka, faizlere bulaşmamak ve bununla birlikte tasarrufunu enflasyon karşısında korumak için döviz ve özellikle altına yatırım yapan vatandaşlar ne olacak? Otomatik olarak yönlendirilmiş olmuyorlar mı bu durumda?

Peki, başka önemli bir husus ve soruyorum;

  • Yeni Ekonomik Program ile Dövize Endeksli Mevduat sistemi birbiriyle çelişmeden nasıl işleyecek?
  • TL ye talep arttığı zaman faiz indirimlerine nasıl devam edilecek?
  • Enflasyonist baskılar nasıl dizginlenecek?

Anlaşılan kafamızdaki boşlukları doldurmak biraz zaman alacak gibi.

Dostlarım, Enflasyona rağmen büyüyemeyiz.

Umalım ki belirsizlikleri görmezden gelerek ya da öteleyerek alacağımız kısa vadeli tedbirler bize büyük sorunlar şeklinde dönmesin.

Her şeye rağmen, dövize olan talep düşmezse bu durum,  aşırı genişlemeye sebep olur. Merkez Bankası kanadında parasal genişleme ve Hazine tarafında ise vergiler artırılmak zorunda kalınır ya da eğer vergiyi artıramazlarsa bütçe açıkları baş gösterir. (Neticede yeni kabul edilen bütçede bu durum için bir kalem yok). Sonuçta hiper enflasyon ile mücadele etmek zorunda kalabiliriz.

Biz her şeyin yolunda gitmesini umalım ve sonuçlarını izleyelim. Neticede, pratikte böyle bir finansal ürün şuan için dünyada yok, dolayısıyla sonuçları hakkında ya da çalışıp çalışmayacağı hakkında bir yorumda bulunmak doğru değil. Dolayısıyla sorular sormak, doğruyu aramaktan ve güvenmekten başka elimizden bir şey gelmiyor.

“Hem faiz, hem enflasyon ve hem de döviz kuru düşük olsun. Bunun yanında, paramız, “Türk Liramız” yani gözümüzün bebeği değerli olsun, itibarlı olsun, güçlü olsun istiyoruz. Elbette ki tüm siyasi etkilerden uzak, en büyük beklentimizde budur.

Umarım o günleri en kısa zamanda görürüz.

Mutlu Haftalar Dilerim.