27/06/2022

Kütahya Ekspres Gazetesi

Kütahya’nın gündemi dürüst haber kaynağı

EKMEK ZAMLANINCA OLAN YOKSUL AİLELERE SOKAK HAYVANLARINA OLDU

Ekmek periyodik olarak zamlandıkça olan yoksul ailelere ve özellikle sokak hayvanlarına oldu. Bir süredir yerlerde sürünen ekmek insanlarımızdan bir anlamda intikamını alıyor Çünkü etmek yıllar içinde saygı görmüş su ve hava gibi bir nimettir. Her zaman saygı görmüş, alınlara götürülmüş ve dudaklarca öpülmüştür. Ekmeğe bir saygısızlık yapıldığında büyükler hemen müdahale etmişler. “Aman evladım yapma, Allah çarpar” demişlerdir Ama ekmek son yıllarda çöp konteynerlerine, çöp bidonlarına, evsel atık olarak kanalizasyonlara, ağaç altlarına, tretuvarlara, bahçelere, parklara, piknik alanlarına atılmıştır. Netice itibariyle “ şükrü eda edilmeyen nimeti Allah geri alır” Hadis-i şerifi bir tokat gibi yüzümüzde patlamıştır. Besmeleyle ağızlara götürülen nimet kendini insanımıza hatırlatmıştır. Ekmek konusunda tutarsız davranışlarımızın faturasını ödüyoruz. Savaş yok, seferberlik yok. Ekmek aldı başını gidiyor. Artık insanımız ekmeği koklayarak yiyecektir. Merhum babaannem İstanbul’daki evimizde temiz torbalar içine koyduğu, fırınlanmış ekmek dilimlerini evimizin bir köşesinde saklardı. “Gün ola harman ola” derdi. “Sakla samanı, gelir zamanı” derdi. Çünkü onlar yıllar içinde ekmeğin ne denli mübarek bir nimet olduğunu biliyorlardı. Yokluğun ne olduğunu yaşayanlardı. Türk Milleti, 1922’den bugüne savaş görmedi. Damdan düşenin halinden damdan düşer anlar. Yokluk görmeyen ekmeğin ne denli bir nimet olduğunu bilemez. Tavşanlı’da 19 mahalle içindeki cadde ve sokaklara ekmek kutuları yerleştiren Tavşanlı Belediyesi’nin değerli başkanı Mustafa Güler ekmeğe olan saygısını bir anlamda göstermiştir. Bütün ekmeklerin, parça ekmeklerin, ekmek dilimlerinin oraya buraya atılmasını önlemek için güzel bir uygulama başlatmıştır. Bugüne kadar bu ekmek kutularında biriken ekmeklerden büyükbaş hayvan yetiştiricileri bile yararlanmıştır. Ama birkaç aydır bu ekmek kutularına tek dilim ekmek atılmadığını görüyoruz. Çünkü ekmek artık pahalı bir temel gıda maddesidir. Bırakın kutulara atılmayı, tüketirken bile tutumlu davranılmaktadır. Bu ekmek kutularından çuvallarla ekmek toplayan hayvanseverler de bu olumsuzluktan nasibini almışlardır. Bunu en iyi bilen de, sokak hayvanları için uzun süredir tek başına koşturan hayvansever hemşerimiz Necdet Demirat’tır. Ekmek kutularında ekmek birikmediğini sevgili hayvansever Necdet Demirat’tan öğreniyorum. O söylemeseydi ben de bilmeyecektim. Ama ekmek kutularının boş kalması bana göre doğal. Millet pahalı ekmeği artık eskisi gibi oraya buraya atmayı bırakın eskisi gibi çok ekmek de alamıyor. Unun çuvalı bile astronomik bir rakama ulaşmış. Merhum okul arkadaşım Nuri Demiroğlu her yıl arkadaşlarının, bu arada benim de evimin kapısına 50 kiloluk bir un çuvalı bırakırdı. Ben yıllar içinde merhum arkadaşımın gönderdiği unları değerlendirdim. Mekânı Cennet olsun. Ben hayatımda bir kilo ekmeğin 10-12-13 lira olduğunu yeni yeni görüyorum. Şaka gibi değil mi? Ben de artık ekmeği tıpkı sütten ağzı yananların yoğurdu üfleyerek yediği gibi gıdım gıdım tüketiyorum. Artan ekmek dilimlerini, parçalarını itina ile kesip, hafif zeytinyağında kavurduktan sonra çorbalık olarak saklıyorum. Ekmeğin ne kadar değerli bir şey olduğunun artık farkına varabilecek miyiz? İsraftan kaçınabilecek miyiz?

Adam yemeğini yemiş. Tabağını da bir parça ekmekle silmiş. Size göre, yaptığı hareketin bilincinde mi? Haydi bunu bugünlerde yapsın da göreyim? Eskiler, yani ekmeğin değerini bilenler ekmeğin bir nimet olduğunu bilenler, sokakta, parkta ve bir başka yerde bulduğu ekmek parçalarını bugün de toplar, öper, ya bir duvar kovuğuna sokar ya da bir sokak hayvanına yedirirler. Böyle insanlar da giderek azalıyor. Ben merhum büyüklerimin evimizin içinde, halı-kilim üzerinde gördüğü bir ekmek zerresini, tükürüğüyle ıslattığı parmağıyla yerden alıp, ağzına götürdüğünü. “Tövbe tövbe! Yarabbi bizi bağışla. Nimetimizi elimizden alma” diye mırıldandığını iyi bilirim. İnsanımız bunu hak etti. “Şükrü eda edilmeyen nimeti Allah geri alıyor” Biz ekmeği üzdük. O da bizden şimdi intikamını alıyor. Ama ne oldu? Olanlar çok çocuklu yoksul ailelere, zavallı sokak hayvanlarına oldu. Dostum hayvansever Necdet Demirat sadece Tepecik Beldesi sınırları içinde, Göbel Köyü, Çardaklı Mahallesi altında, Karaköy ve Emirler yakınında doğum yapan 200’e yakın köpeğin doğurduğu yavrularını aç olduğu yavrusunu besleyemediği için yediğini anlatınca tüylerim diken diken oldu. İnsanlarımızın Allah’ın, ağzı var dili yok, yarattığı hayvanlardan haberi var mı? Sevgili Necdet Demirat bu vahşeti görüntülemiş. Yürekleri yeten varsa gitsin izlesinler. Demek ki, yerinde, kedi veya köpek yavrusunu yemek için onları sıçana benzetebiliyormuş. “Açlık sofuluğu bozuyor. Aç köpek fırın deliyormuş. Bu vesileyle bir ricam olacak; faaliyette olan fırınlarımız her gün birkaç ekmeği sokak hayvanlarına ayırsınlar. Yıl içinde ayırdıkları ekmeği zekâtlarından düşsünler. Kurum ve kuruluşlarımız sokak hayvanları için bir fon oluştursunlar. Bu paralar, ilgili dernek veya kişilerce yem, barınak, ilaç ve kısırlaştırma alanlarında kullanılsın. “Kendisi tokken aç yatan bizden değildir” diyen yüce peygamberimiz komşu derken aç sokak hayvanlarını, aç kalan yaban hayvanlarını da kastetmişlerdir. “Yerdekilere merhamet ediniz ki, göktekiler de sizlere merhamet etsin” diyen peygamberimize selam olsun. Gelin yeni doğmuş yavrularını aç kaldıkları, yavrularına süt veremedikleri için yiyen sokak hayvanlarını bir nebze hatırlayalım.

Konu ekmekten açılmışken bir nebze de fırıncılardan söz etmek isterim. Tavşanlı’da sanırım 43 tane fırın var. Bu arada pastanelerin, pidecilerin de küçük çapta fırınları bulunuyor. Ben uzun yıllar Tavşanlı’da yaşadım. Fırın işleterek, fırıncılık yaparak apartman, sahibi olan lüks arabalarda gezen, zevki sefa içinde bir fırıncı tanımadım. Tavşanlı’da fırıncılar içinden zengin çıkmamıştır. Çünkü fırıncılar bir anlamda kamu hizmeti vermektedir. Tek amaçları vardır; insanları aç bırakmamak. Ekmeksiz bırakmamaktır. Fırıncıların da sorunları var; maya, su, elektrik, kira, ulaşım, personel, un, susam fırıncı esnafının vazgeçilmezleridir. Bunları ucuz temin ederse ucuz ekmek, simit, börek, kurabiye vb.’lerini üretir. Pahalı temin ederse ürettiği haliyle pahalı olur. Kimse fırıncılarla, fırıncı esnafıyla uğraşmasın. Onlar da vicdan sahibi insanlardır. Onlar da helal kazanç peşindeler. Mübarek bir mesleğin mensuplarıdır. Fırıncı bugüne kadar ya gramajı düşürmüş fiyat artırımına gitmiş, ya da gramajı düşürmeden fiyat artışına gitmek zorunda kalmıştır. Ekmek insanoğlunun ivazgeçilmezidir. Kimse fırıncıları töhmet altında bırakmasın. Hiçbir fırıncı ekmek fiyatının artmasından mutlu değildir. Keşke yukarıda ifade ettiğim, ekmeği olumsuz etkileyen unsurlar zamlanmasa. Un fiyatlarının ucuz olması için buğdayın gerçek değerini bulması gerekir Tahıl üreticisi, köylümüzün alın terinin karşılığını mutlaka vermeliyiz. Köylü üretmezse aç kalırız. Ele muhtaç oluruz. Üretici ürettiği buğdaydan kazanmak ister. Tıpkı binalar yapan müteahhitlerin yaptığı inşaatlardan kazanmak istediği gibi. Yoksa zarar edeceğini bile bile üretici neden buğday, arpa, mısır, yulaf veya bir başka ürün eksin ki? Bana kalırsa ülkemizdeki milyonlarca dekar nadasa bırakılan, terk edilen tarım topraklarında yeteri kadar(nüfusumuzun yarısı kadar) 35-40 milyon ton buğday üretmek zorundayız. Türkiye’de yıllık ekmek tüketimi kişi başına 520 adet ekmektir. Buğdayı yurtdışından alma yerine bunu kendimiz üretelim, buğdaya hak ettiği ücreti verelim, köylü yurttaşların, tahıl üreticilerinin alın terinin karşılığı, maliyetinin üzerinde ödenmediği sürece kimse tahıl ekmeyecektir. En büyük tehlike köylünün de, üreticinin de şehirliler, beldeliler gibi fırınlardan, satış noktalarından ekmek almalarıdır. Ki bu bugün maalesef gerçekleşmiştir. Köylü yurttaş tedbirlidir. En azından kendi ailesinin ihtiyacını üretiyor. Ama ürettiğinin değeri verilirse neden ekmesin ki? Benzine, motorine, gaza, elektriğe sık sık zam yapılıyor. Bir de tahıla verin de görün. Bakalım boş tarla, arazi, kalacak mı? Sıkıntı yaşanacak mı?