20/01/2022

Kütahya Ekspres Gazetesi

Kütahya’nın gündemi dürüst haber kaynağı

EKONOMİDE ÇİN MODELİ – 2

Bugün bütün dünyada ülkeler iş gücünü ucuzlatma eğiliminde. Devletlerin dünya ticaretinde pay kapma yarışına girmiş durumda olduğu düşünülürse ileride sınıfsal farklılıkların ve yoksul ile zengin arasında ki farkın daha da keskinleşeceği aşikârdır. Global anlamda bu adaletsiz gelir dağılımı oldukça tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Türkiye için Çin Modeli örnek alınacaksa bu yönetimsel sorunları ve yenilikleri de beraberinde getirecektir. Çin’de ideolojik bir rejim yönetimde ve Türkiye’ ye göre çok daha otoriter olduğu tartışılamaz. Zira bu bir otoriter ekonomi yönetimi olduğuna göre, otoriter ekonomi yönetimi de demokratik bir sistemde doğru uygulanabilir mi bilmiyorum.

Beraberinde demokrasiden uzaklaşmayı getirmez mi?

Düşen ya da düşük kalacak olan ücretlere çalışan kesim durumuna itiraz edebilecek mi, direnebilecek mi?

Açıkçası böylesi otoriter bir rejime karşı hak aramak kolay olmaz ve çalışan kesim örgütlenemez hale gelir.

Neticede yoksullaşan bir halk doğacaktır. Geçtiğimiz 15-20 yılda Çin de böyle olmadı mı?

Aslında buradan baktığımızda böyle bir model demokratik rejimler için uygulanamaz diyebilirim.

Neticede Çin, Emek yoğun ve basit-ucuz ürün ile rekabet şansı yakalayarak yola çıktı. Tüketim toplumunu oluşturdu. Şehirlerini kurdu, köyden kente göçleri sağlayarak şehirli nüfusunu artırdı. Taklit ve ucuz ürün ile üretim kabiliyetini ve sanayi alt yapısını oluşturdu. Bugün, Çin bile artık bu modeli geride bırakmaya, teknoloji ve katma değerli üretim ile dünyada öne çıkmaya hazırlanıyor. Türkiye demokratik bir yönetime sahiptir. Sanayileşmesini büyük ölçüde tamamlamıştır. Köy ve kent nüfusu oturmuş ve büyük ölçüde üretime katılmış işgücü ile tüketici sınıfta oluşmuştur.

Bu bağlamda bugün Çinin bile geride bırakmaya başladığı modeli kendimize adapte mi etmeliyiz yoksa mevcut potansiyelimizi daha da iyileştirecek politikalar mı izlemeliyiz? Sanayileşme adımlarımızda, para politikası araçları ile etkili olmaya çalışmak yerine, (yani faizler ile kurlar ile etki yaratmaya çalışmak yerine) verim artıracak politikaları ve reformları öncelemek bence daha iyi olacaktır.

İnovatif ve eğitimi önceleyen, hukuksal, siyasal ve ekonomik alanda yapısal reformları tartışmamız, doğruyu bulmamız ve uygulamaya koymamız gerekiyor.

Ben tercihimi bu yoldan yana yapardım.

Mutlu bir hafta dilerim.