18/05/2022

Kütahya Ekspres Gazetesi

Kütahya’nın gündemi dürüst haber kaynağı

HER SİYASİ İKTİDARIN BİR ŞEKİLDE KUSURU VEYA KUSURLARI OLMUŞTUR

Tarih, 1946 yılı ilkbahar aylarından mart veya nisan ayı. Merhum babam Simav Adliyesi’nde artık hâkim değil. Çünkü kendi isteğiyle çok sevdiği görevinden affını istemişti. İsteği Kabul edilmişti. Dımdızlak ortada kalmıştık. Merhum babam mesleğinden ayrıldığı 1946 yılında ilk ciddi teklifi Tavşanlı’dan almıştı. Tavşanlı’da Orman İşletmesi’nde soyadını anımsayamadığım Orhan Bey diye bir işletme müdürü vardı. Merhum babama ta Tavşanlı’dan ilk elini uzatan, Orman İşletmesi avukatlığı teklif eden kişi olmuştu. Mekânı cennet olsun. Merhum babama Tavşanlı Orman İşletmesi Avukatlığı teklifi bir ilaç gibi gelmişti. Zamanın belki en güzel teklifiydi. Hani Şadi Şirazi’nin dediği gibi: “Allah eğer hikmetiyle bir kapıyı kaparsa, rahmetiyle başka kapıyı açarmış. İşte bir zamanların Kozan, Kadirli, Ceyhan, Acıpayam, Çal Hâkimi merhum babama da yeni bir kapı açılmıştı.

Daha ayağımızın tozuyla ayak bastığımız Tavşanlı’da, 5 Temmuz 1946 tarihinde büyük bir heyecan yaşanıyordu. Ben ise bu tarihte, henüz 8-9 yaşlarındayım. Fevzipaşa İlkokulu’nda öğrenciyim. Hiç unutmadım; Tavşanlı’ya, şehrin en ortalık yerine (merhum Şerif Ali Efendi’nin çalıştırdığı park ile halen ayakta olan İstiklal İlkokulu arasına, şimdiki PTT Müdürlüğü karşısına) bir yeni halkevi binasının temeli atılıyordu. Türkiye’de orada burada yükselen halkevleri, gönüllülük esasıyla herkese açık ve kültür-sanat etkinliklerine ağırlık veren bir anlamda eğitim ve öğretim yuvalarıydı. Bu Halkevlerinde, bulundukları bölgelerin sorunlarına göre konferanslar düzenlenerek halk bilinçlendiriliyordu. Buralarda ayda en az bir kere halka özel müsamereler veriliyordu. Salonları, bugün birçok sosyal tesiste olduğu gibi zararlı alışkanlıklara(içki ve sigara) kapalıydı. CHP Kurultayında,1939 yılında Halkevlerinin ulaşamadığı köylere, mahallelere ulaşmak için Halkodalarının da kurulmasına karar verilmişti. En az 50 üye bulunması halinde halk odaları açılabilecekti. Önemli bir karardı. 1940 yılından itibaren bu odaların köylerde ve mahallelerde kurulması gerçekleşti. 141 halk odasına ulaşılmıştı. halkevlerinde 9 kol vardı. Dil, edebiyat ve tarih, güzel sanatlar, temsil (Tiyatro ve seyirlik oyunları), spor, sosyal yardım, halk dershaneleri ve kurslar, kütüphane ve yayın, köycülük, müze ve sergi kolları insanımızın sosyal ve kültürel gelişmesine katkı veriyordu.

1938’de, ulu önder Atatürk’ü yitirdiğimiz ana kadar, ülkemizdeki Halkevlerinin sayısı 210’a ulaşmış,1946’da yurt genelinde 455 halkevi,4 bin 066 halk odamız olmuştu. Halkevleri, 8 Ağustos 1951 tarihinde, DP iktidarı zamanında çıkarılan 5830 sayılı yasayla önce hazineye devredilmiş, sonra da tamamen kapatılmış, ülkedeki Halkevlerinin ve Halkodalarının ışıkları bir daha yanmamak üzere söndürülmüştür. Yazımın başlığında olduğu gibi siyasi iradenin zaman içinde mutlaka bir veya birkaç hatası söz konusudur. Ben kendi kişisel görüşümdür; halkevlerinin ve halkodalarının kapatılmasını asla kabullenememişimdir.

Tavşanlı, yeni halkevi binasının temelinin atıldığı tarihte,5 Temmuz 1946’da ülkemizin nüfusu,18 milyon 790 bin 174’tü.(1945-1950 yılları arasındaki nüfus) Temel atma töreni yapıldığı tarihte, Recep Peker Hükümeti iş başındaydı. Hatta Tavşanlı Yeni Halkevi Binası’nın temel atıldığı günün ardından şimdiki İstasyon Caddesi’nin adı da Tavşanlı Belediye Meclisi’nin kararıyla artık (Recep Peker Bulvarı) olmuştu.

Arşivimi karıştırdım. Fotoğraf Müzesi yetkilisi Metin Ertekin’in gönderdiği üç fotoğrafa baktım, Tavşanlı yeni halkevi binasının temel atma törenine zamanın Kütahya Valisi T. Hadi Baysal (Bir hafta sonra tayin olmuş ve Kütahya’dan ayrılmış), Atatürk’ün sınıf arkadaşlarından Orgeneral Asım Gündüz, GLİ Müessesesi Müdürü, Cemal Rüştü Uysal, Av. Ahmet Bozbay, Enver Üftadeoğlu, Etem Serdaroğlu, Kahveci Ferit Demirtaş, Halil Benli, İbrahim Fevzi Tarhan, Mehmet Diler, Rıza Benli, Sadık

Boyacı, Müftü Ali Rıza Eren de katılmış. Ama bugün maalesef diğer törene katılanları tespit edemiyoruz. Yaşayan hafızalar kalmadı. Çünkü o günü anımsayanlar eğer hayattalarsa en az 75 yaşında olmaları gerekiyor.

Tavşanlılı yıllar içinde bu Halkevi binasını önce kare prizma, sonra da U biçiminde gördü. Zamanın koşullarında, çimentonun altın olduğu dönemde yapılan bu yığma fakat bugünün karkas binalarına taş çıkartan binanın İstasyon Caddesine bakan sol bölümü adliye, sağ bölümü geçtiğimiz yıllara kadar Kaymakamlık ve Vergi dairesi olarak değerlendirilmişti. Orta bölümü ise meşhur Emmi’nin sineması olarak hizmet vermiştir. Bu halkevi olarak hizmet veren orta bölümün salonu zamanın en büyük toplantı, sinema salonuydu. Hayatta olanlar anımsarlar; Emmi’nin kapalı sineması olarak bilinen halkevi binasının orta bölümünde kadife boydan boya bir sahne perdesi vardı. Sahnenin sağ tarafında Atatürk’ün, sol tarafında İsmet İnönü’nün 3×2 ebadında dev portreleri bulunuyordu. Bu dev portrelerin Halkevi yıkılıncaya kadar yerinde olduklarını biliyorum. Beni asıl üzen husus 8 Ağustos 1951 tarihinde (Adnan Menderes Hükümeti zamanı) tüm halkevlerinin önce hazineye devredilmeleri, akabinde de birer ikişer yıktırılmalarıdır. Haydi, yıktırılsın buna bir sözüm olamaz ama örneğin Tavşanlı Halkevi Kütüphanesi’nin birçok değerli kitabının halkevi bahçesinde (Vergi dairesi binası olarak kullanılan bölüm önünde, bilinçsiz, bilgisiz, duygusuz birkaç tutulan kişi tarafından yakılması olayıdır. Bugünü asla unutamam. Mübarekler, bu kitapları Allah rızası için bir yere, bir depoya da mı koyamazdınız? Allah şahidimdir; elime geçirdiğim bir çuvala, yakılmadan önce bazı kitapları, dergileri toplayarak evime getirmiştim. Hatta bunlardan biri “Kurtdereli” başlığı taşıyordu. Sayın Vali Balıkesir’e atandığı zaman kendisine postayla göndermiştim. Çünkü Kurtdereli kitabı doğduğu yere Balıkesir’e yakışırdı. Sayın eski Kütahya Valisi Utku Acun’un gönderdiği teşekkür belgesi hala evde bir yerlerdedir. Keşke öteki kitapları da bir yerlere gönderebilseydim. Bu olayın yıllarca etkisi altında kalmışımdır. Hatırladıkça içim acımıştır.

Lafın özü şudur; Dediğim gibi her siyasi irade, her iktidar birçok hatalar yapmıştır. Hatasız kul olmayacağı gibi hatasız iktidar da söz konusu değildir. Halkevlerinin ve Halkodalarının kapatılmaları yanlış olmuştur. Halkevleri zamanının yüksekokulları, fakülteleriydi. Bunlar sayesinde halkımız kitaba, gazeteye, dergiye, mecmuaya, ulaşabilmiştir. Bunlar sayesinde ülkenin en ücra köşelerine ulaşılmıştır. Halkımızın radyo, sinema, tiyatro, resim, heykel (anıt), çok sesli müzik, opera, bale, piyano, gitar, keman, basketbol, voleybol, jimnastik ile tanışmaları sağlanmıştır. Halkevleri ve halkodaları, toplumu her türlü olumsuzluğa karşı bilgiyle, kültürle, sanatla çağdaşlaştırmayı amaçlayan aydınlanma kurumlarındandı. Bu ve bunun gibi kurumlar da modern ulus devlet inşasında kilit role sahip olmuşlardır. Halkevleri ve halkodaları 18 yıl boyunca bu aziz vatanın güzel insanlarını aydınlatmıştır. Keşke Halkevleri, Halkodaları, Köy Enstitüleri bugün de olabilseydi.

Hiç unutmam; Tavşanlı Halkevi binasının yıkımını hemşerimiz Güneylerin Ziya Günevi (ilkokulda sınıf arkadaşımdı) almıştı. Günlerce balyoz darbelerine karşı duran bu muhteşem binayı yıkamamışlardı. Bir gün merhum arkadaşım Ziya yanıma gelerek, binanın çatısından bir kamyon dolusu güvercin gübresi topladıklarını, bu gübre satışından epeyi kazandıklarından söz etmişti. Yani binanın çatı katındaki güvercin gübreleri dahi birilerine ekmek kapısı olmuştur.

Halkevlerinin ve Halkodalarının yıktırılması olayında dahli olanları Allah’a havale ediyorum.