28/06/2022

Kütahya Ekspres Gazetesi

Kütahya’nın gündemi dürüst haber kaynağı

MERHUM DEMİREL’DEN BİR ANI VE BENDEN DE AYNI MEALDE BİR BAŞKA ANI

Okuduğum küçük “Tebessüm” başlığı altındaki “ Rivayet Olunur ki…” diye başlayan bir anı beni de gerilere götürdü. Ama önce beni bu yazımı yazmaya iten, bana bir anımı çağrıştıran, merhum Başbakan Demirel ile ilgili yazıyı okuyalım. Eski yıllarda, Anadolu’nun bir kentinde genelev açılması istenir. Buna da valilik karar verecektir. Ama tereddüt eden vali, sorumluluktan kurtulmak için İçişleri Bakanlığı’na sorma ihtiyacı duyar. Zamanın İçişleri Bakanı da durumu, zamanın Başbakanı Demirel’e iletir.

Zamanın Muhalefet Partisi önde gelenleri, bunu haber alınca, buna şiddetle karşı çıkarlar. Ama ne olur? Başbakanın, yani merhum Demirel’in izni alınarak genelev o kente açılır. Gazeteciler için ilginç bir haber. Böyle bir haber kaçırılır mı? Bir gazeteci, merhum Başbakan Demirel’e daha sonra ısrarla: “Neden izin verdiniz Sayın Başbakan” diye sorunca, bakın merhum Demirel ne yanıt verir: “Evlat, ne yani? Açmayalım da bizi mi …..?” Bu tebessüm ettiren anekdotu okuyunca ister istemez yıllar öncesine gittim.

Ben, Tavşanlı’nın 20 küsur yıl protokol amiri, törenler Komutanı ve sunucusu olarak hizmet veren bir öğretmenim. Bu görevleri benim kadar yapan birini tanımıyorum. Bu kadar yıl içinde evimden çok dışarıda oldum. Ya sayın kaymakamların, garnizon komutanlarının, ya belediye başkanlarının, ya adliyede sayın hâkim ve cumhuriyet savcılarının ya kurum ve kuruluş müdürü, yetkilisi ve sorumlularının, ya sendika, cemiyet, dernek, vakıf, oda, siyasi parti başkanlarının yanında olmuşumdur. Belki 85 yaşıma gelmemin bir nedeni bu olmalıdır. Çünkü toplumdan asla kopmadım. Sosyal yaşamımı devam ettirdim. Öyle anılarım var ki anlatsam birçok kişi zıplar. Ama bunlar, yani herkese anlatılamayacak olan bu anılar benimle birlikte öte dünyaya gideceklerdir. Kimseleri bu saatten sonra hoplatmak istemem.

Ama merhum Demirel’in başına gelenler zamanın Tavşanlı Kaymakamı, halen hayattadır; Mersin’de yaşamının son anlarını geçirmekte olan, Sayın Hasan Hüseyin Yazlık’ın başına da gelmiştir. Kaymakam Yazlık, 5 Ocak 1982-11 Ekim 1984 tarihleri arasında Tavşanlı’da çok güzel bir idarecilik örneği göstermiş, dürüst, sempatik, sosyal bir Mülki İdare Amiri olarak hatırlanır. Hiç unutmam; 11 Eylül 1980 sonrasında, askeri darbe ardından, Tavşanlı’ya gelmiş, kimseleri kırmadan, kimseleri birbirine düşürmeden, devlet terbiyesinin gereğini yapmış, makamını T.C Devleti’nin büyüklüğüne, şanına, şerefine uygun biçimde taçlandırmıştır. Kendisine de diğer kaymakamlarımız gibi hasbelkader hizmet verdim. Hemen hemen haftanın birkaç günü mesai bitiminde makam odasında beraber olurduk. Anımsadığım kadarıyla, ya 1983 ya da 1984 yılındaydı; yaz henüz gelmemişti. Çünkü Hükümet Konağı (Bu hükümet konağı geçtiğimiz yıl yıktırıldı) sıcacıktı. Demek ki ya kıştan yeni çıkılmış, ilkbahara yeni girilmişti. Sayın kaymakamın makam odasında beraberiz. Mesai biteli 15-20 dakika olmuş olmamıştı ki, merhum Yazı İşleri Müdürü Mehmet Kahraman içeri girerek birkaç bayanın kendilerini ziyaret etmek istediklerini söylemişti. Sayın Yazlık bu mesai dışında yapılan ziyaretin nedenini nereden bilecekti? “Buyursunlar” demişti. Makam odasının kapısı aralanmış, içeriye; süslü-püslü, modern giyimli, kürklü 5 bayan girmişti. Kıyafetlerine bakılırsa önemli kişiler olmalıydı. Nezaketen ayağa kalkmıştık, gelenleri buyur etmiştik. Ben de, sayın kaymakam da gelenlerin bir derneğin, vakfın, cemiyetin, odanın, kurumun temsilcileri olduğunu sanmıştık. Eller sıkılmış, kendilerine “hoş geldiniz” denilmiş ve yer gösterilmiş, ikramda bulunulmuştu. Laf dönüp dolaşıp sebeb-i ziyarete gelmişti. Bayanlardan sayın kaymakamın makamına yakın oturanı: “Bir maruzatımız var sayın kaymakam bey” demiş konuşmaya başlamıştı. Sadede gelmişti. Ardından da dilinin altındaki baklayı çıkarmıştı. “Efendim, Tavşanlı gelişmiş bir ilçe. Bir tek eksiği var. Buraya bir Genelev yakışır. Bu izni almaya geldik” demesin mi? Ben sevgili kaymakam Yazlık’ın bir anda yerinden fırlayıp, yazı işleri müdüründen, gelenleri makam odasından derhal çıkarmasını, Hükümet Konağı’nı terk etmelerini istediğini bugün gibi anımsıyorum. Çok sinirlenmişlerdi. Bayanlar, neye uğradıklarını anlamadan, apar topar makam odasını terk etmişler ve kaybolmuşlardı. Bir süre sayın kaymakamla konuşmamıştık. Bir sessizlik içindeydik. Sessizliği yine sayın kaymakam bozmuştu. Bana: “Bülent Hoca, şu duruma bir bakar mısın? Ben böyle bir talebe olumlu yanıt versem, Tavşanlılı beni bağışlar mı? Ben Tavşanlı’da kalabilir miyim? Ben ilçenin 29’uncu kaymakamı Hasan Hüseyin Yazlık olarak böyle bir şeye izin veren kaymakam olarak anılmaya rıza gösterir miyim?” demişti. Yanıtım; “Sayın kaymakamım haklısınız “ olmuştu.

Anti parantez sayın kaymakamla ilgili bir iki anekdotum da var. Zamanın askerin sesinin yüksek çıktığı günlerde bir asker kökenli içişleri bakanı Tavşanlı’yı ziyaret etmişti. Kendisini karşılamadan önce sayın kaymakamı haddimi aşarak uyarmıştım. “Sayın kaymakamım, gelen asker kökenli bir bakandır. Önce WC’lere bakar. Sonra tertip ve düzene. Bakınız tuvaletlerde sızmalar var. Cumhuriyet Meydanı’ndan ıslanan duvar fark ediliyor. Sonra makam odasının tabanı çıplak. Bir büyük halı getirip bir süreliğine tabana yayalım. Sayın bakan gittikten sonra kaldırırız” demiştim. Ne oldu biliyor musunuz? Sayın bakan önce tuvaletlere gitti. Durumu gördü. Bir hışımla makam odasına girdi. İlk sözü: “Sayın kaymakam, makam odasının tabanına bir halı da mı bulamadınız?” oldu. Ben sayın kaymakama, sayın kaymakam da bana bakmıştı. Göz göze gelmiştik, Sayın Yazlık, duygu yüklü, musikiye aşık bir yöneticiydi. Toplu yemeklerde hep birlikte söylenen Türk sanat müziğinin unutulmaz eserlerine eşlik eder, söylenen şarkı yanlış bir yola giderken müdahale eder, şarkıyı çıkan rayına tekrar oturturdu. Kulakları çınlasın.