20/01/2022

Kütahya Ekspres Gazetesi

Kütahya’nın gündemi dürüst haber kaynağı

Kısaca zeitgeist;  zamanın ruhu demek biraz açarsak bir döneme hâkim olan düşünce ve duygu şekli diyebiliriz. Eskiler vakti merhun derlermiş. Felsefe, edebiyat ve sanata da girmiş çok geniş bir kavram aslında zeitgeist. Almanca bir kelime, şimdi biraz daha ürkütücü geldi değil mi?

Akla İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan askerlerinin bir nazi toplama kampı yolunun iki tarafına dizilmiş Yahudi cesetleri arasından kasabada yaşayan Almanları yürütüp ‘’Bu vahşet olurken neredeydiniz?’’ demeleri geliyor. Zamanın ruhunun bittiği an. Bir çeşit rüyadan uyanış. Bir varoluş savaşının içinde olduğunuzu sanırken aslında kıyamete kadar sürecek soykırım utancını alnınıza yazmış olmanız.

Bir hafta önce İzmir’de bir ırkçı tarafından üç Suriyeli mülteci gencin yaşadığı ev yakıldı. Gençler 17, 21 ve 23 yaşlarında ve adları Muhammed, Ali ve Ahmet idi. Bir grup duyarlı insan dışında sesi soluğu çıkan olmadı. Oysa yer yerinden oynaması gerekmez miydi? Solingen katliamı desem bilmeyen yoktur herhalde. Neylersin zamanın ruhu işte.

Zamanın ruhu hakkında yakın zamandan bir örnekle devam edelim.

Geçenlerde bir akademisyen arkadaşım 28 Şubat döneminde yaşadığı acı bir olayı anlattı. Üzerinden 24 yıl geçse de bu utancı hala üstünden atamadığından bahsetti. Bir albay ya da binbaşı kampüse gelir tüm akademisyenleri askeri düzene sokar ve sağa-sola dön komutlarıyla uygun adım konferans salonuna götürür. Salonda gerekli talimatları verir. Talimatların neler olduğunu az veya çok hepimiz biliyoruz. Sonraki yıllarda ülke ekonomisi çöker ve seçimler yapılır. Bir zamanın ruhu biter yeni biri başlar. O gün yapılması gerekli olan davranışlar bugün utanç kaynağına dönüşür. Fakat bir olguyu bağlamından kopararak güncel değer yargıları ile değerlendirdiğinizde hata yapmanız kaçınılmazdır. Bir kızıl derili atasözü der ki,’’ Komşun hakkında hüküm vermeden önce iki ay onun ayakkabılarıyla yürü’’. Utanç duyması gereken birileri varsa o iklimi oluşturan ve destekleyenlerdir.

 28 Şubat sürecinin açtığı derin yaraları iyileştirmek vaadiyle yeni bir iktidar doğar. Yaralardan biri başörtüsüdür ve muktedir iktidar anca 11. yılında bu yasağı kaldırır ya da kaldırabilir. Doktorun en değerli olduğu an hastanın en şiddetli acıyı yaşadığı andır. Acı bitince hasta için doktor ‘’sadece’’ doktordur. Kim beslendiği damarı kesip kendi varlığını yok eder ki? Zamanın ruhunu iyi okuyanların hakkını teslim etmek gerek.

Dünya ölçeğinde yaşadığımız durumu bir bilinç krizi olarak adlandırır kimi düşünürler. Bence durum ev yanarken ev halkının uykusunda kahramanlık rüyasında olması gibi bir durum.

Yaşanan bunca felaket, şiddet, aç gözlülük, rekabet ve ırkçılık oyunun kuralı olmamalı. Her gün 34 bin çocuk yoksulluk ve önlenebilir hastalıklar sebebiyle ölmekteyken, dünya nüfusunun %1’inin dünyanın tüm zenginliklerinin %40’ına sahipken ve dünya nüfusunun yarısının günlük 2 doların altında bir ücretle çalıştırıldığını biliyorken neyin rüyasını görüyoruz acaba?

Adı zeitgeist, zamanın ruhu veya rüya neyse bir an önce uyanalım bu saçmalıktan. Gelin zamanın ruhu ille de olmak zorundaysa onu biz tasarlayalım. Merkezinde insan olan ve hayat olan bir gerçeğe geçiş yapalım. Zira temelinde gerçek olmayan siyasi ve ideolojik savruluşlar bizleri ekonomik temelli sorunların içine çekecektir. Ekonomik sorunlar da aşırılıklara, şiddete, uyuşturucu kullanımına ve sağlıklı düşünce kabiliyetimizi kaybetmemize sebep olacaktır.